8 Ekim 2012 Pazartesi

Şükür...

Yaradana bir çok şey için şükredebilirim ama en çok, beni GÜÇLÜ biri yaptığı için...

9 Eylül 2012 Pazar

Yapın Bunları

Ben yapıyorum siz de yapın, çok faydasını görürsünüz.

- Sabah kalktığınızda ufak bir kültür jimnastik.
- Gün içinde her fırsatta bir bardak veya daha az ama sık sık su için.
- Sabah kahvaltınızı iyi yapın, öğle yemeğini geç yiyin saat dört civarı, akşam ise bişey yemeyin, acıkır gibi
olursanız su için.
- Ara sıra sinemaya gidin.
- Kitap okuyun.
- Eskimeyen arkadaşlarınızla telefonla da olsa irtibat kurun, mümkünse beraber vakit geçirin.
- Mesleğinizle ilgili ya da ilgi alanlarınızla ilgili ya da merak ettiklerinizle ilgili araştırma yapın, mümkünse kursa gidin ya da kitabını alıp okuyun, internetteki konuyla ilgili yazı ve videoları takip edin.

Bunlar benimkiler, sizinkileri merak ediyorum.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Kısmet...

       Size de oluyor mu? bilmiyorum. Ama bana çok oluyor...
       Elbette uğraşmadan, didinmeden ekmek piş ağzıma düş yok dünyanın düzeninde ama bazen ne kadar uğraşsan da olmayacaksa olmuyor.
       Bazen de rutinlerle uğraşırken, nimet kendiliğinden geliveriyor veya uzun zamandır kapalı olan kapılar açılıveriyor. Hem de anahtarı o kadar kolay bir yerde oluyor ki şaşırıyorum, hem de defalarca...

4 Eylül 2012 Salı

İnanmak

İnanmak ve azim, başarmanın olmazsa olmaz en temel unsurları diye düşünüyorum. İnanmadığın bişeyi sevemeyeceğin gibi, azim etmende pek mümkün gözükmüyor.


3 Eylül 2012 Pazartesi

Eksikliği Hissedilmek
-(k) = eksik diye okuyunuz :)
Evet evet eksikliği hissedilmek, başlık doğru. Eksikliğimiz hissedilmiyorsa, varlığımızın anlamı var mıydı acaba? 
Yeri kolayca doldurulabilen biri olmak, aslında olmamak değil mi? 
Biraz daha ileri gideyim, yokluğumuz biri veya birilerinin fena halde canını acıtmıyorsa, yeni ufuklara yelken açma vaktidir. 

Not :  Bir iş ortamındaki tecrübeden hareketle yazılmıştır, farklı yorumlanılmaya :) 

2 Eylül 2012 Pazar

                     Kırmızı ve siyah, uyumu en iyi olduğunu düşündüğüm iki renk.

 Merhaba Yeniden :)

 Benim burcumdaki ve karekterimdeki insanlarda bulunan bir özellik varmış; ters düşsek bile saygı duyulmaya devam edilirmişiz, öğrendiğimde hoşuma gitmişti, hâlâ gidiyor...

 Bi de boğazında kaldıklarım ve boğazımda kalanlar var, her iki gruptakilere de selam olsun...

1 Mart 2012 Perşembe

Tercih

Kimden alacağıma ve kime satacağıma karar verebildiğime göre, bu özgürlüğümü niye kullanmayayım ki?

2 Ocak 2012 Pazartesi

Eskisini de sevmiştik

Şimdi bu 2012 geldiya, hoşgeldi sefa geldi.
Size ne getirdi bilmem ama bana getirdiğine pek bi sevindim. Epeydir, hazırlık bâbında bir şeyler oluyordu zaten...
Sorunlar karşısında, sorun'un kendisine değil, çözüme odaklanmayı ve kararlılıkla hedefe kilitlenmeyi getirdi.
Tamda ihtiyacım olan şeylerden biriydi, Rabbime binlerce şükürler olsun, yeni yıl ile bana gönderdiği hediye için.(gerçi Rab'ın çokta umrunda olduğunu zannetmiyorum yeni yıl'ın ama denk geldi işte)
Astrolog abi ve ablalara göre 2012 biraz karmaşık bi yıl olacakmış, oh oh bu da güzeell; nede olsa kurt puslu havayı sever :)

27 Aralık 2011 Salı

Tahterevalli!

Tahterevalli!

Bazen iner bazen çıkar. Hayat gibi...

Çıkarken fazla sevinmemek, inerken fazla üzülmemek, her inişin bir çıkışı, her çıkışın bir inişi olduğunu unutmamak gerek.

En dip yaptığımız anlarda, belki de sevinmek bile lazım, zirve yapacağımız ânın umuduyla.

Zirve yaptığımız anlarda ise, belki de ürkmek lazım, dip yapacağımız ân sırada diye.

İşte hayat, bu ikisi arasında(dip-zirve, iniş-çıkış, mutluluk-hüzün) gidip gelirken yaşadıklarımız :)

Dip Not; Bi kursa başladım. Toplam bir ay sürecek, hızlandırılmış bir dil kursu. Haftada iki gün gidiyoruz, ikişer saatten dört saat toplamda. İlk hafta bi hoca geliyordu. Genç, alımlı olmayan, acemice hareketler yapabilen ama bi şekilde dersini anlatan biriydi. Bazılarımız, kendisine ve ders anlatma şekline alışmış, bazılarımız alışamamış, bazılarımız ise ikisinin arası idi.
Bugün bir baktık hoca değişmiş. Orta yaş grubunda, mesleği dil öğretmek olduğu belli olan, olaya hakim, ne istediğini bilen biri.
Bazılarımız ders anlatma şekline alıştı, bazılarımız alışamadı, bazılarımız ise ikisinin arasında :)
Biliyormusunuz? birinci hocadaki bazılarımız ile ikinci hocadaki bazılarımız tamamen değişik isimler.
Her şey(sınıf, öğrenciler, oturma düzeni, saat) aynı, hoca değişti, her şey değişti...

Hayat, biraz da böyle bir şey.

17 Aralık 2011 Cumartesi

Biliyormusun?

Biliyormusun?
Saçımı 3 numaraya vurdurdum, ilk zamanlar üşüdü biraz kafam ama çabuk alıştım. Bilirsin çabuk alışırım, bi arkadaşımın deyişiyle "sat komandoları" gibi, hayatın getirdiklerine alışmaya alışkınım.

Biliyormusun?
Kaşlarım çatılıyor ama hâlâ düzeltemiyorum bir türlü, özellikle konsantre gerektiren durumlarda...

Biliyormusun?
Çocukları daha çok seviyorum son birkaç yıldır. Zannediyorum nedeni; verilen sevginin tam karşılığını veriyor olmaları... Haa sen buna sevgini değiş tokuş ediyorsun diyebilirsin ama ben duygunun anlam bulması diyorum. Ve hatta "duygu" ya da "duyu"nun bir iletişim dili olduğunu düşünmeye başladım, his varya, hah işte ondan bahsediyorum.

Biliyormusun?
Akıllılarla daha rahat anlaşabildiğimi anladım. Hatta sevmem de gerekmiyor şahsı, sevmesem de anlaşabiliyorum.

Biliyormusun?
Elma demeyi ve alma demeyi artık çok daha rahat yapabiliyorum. Elma dediğim birine, aynı zaman diliminde alma dediğim de oluyor. Karşımdaki için bu durum biraz sıkıntılı olabiliyor ama benim için değil....

Biliyormusun?
Bu aralar başım belada! Allah'tan, yara izlerime bakıp aklımı başıma toplayabiliyorum. Umarım aynasız kalmam, yara izlerime bakabileceğim ayna, anladın değil mi.

Biliyormusun?
.
.
.

6 Aralık 2011 Salı

Bu aralar ben!

Bu aralar ben,

- Pek bi asabiyim zaman zaman.

- Günde iki kere nargile içilirmi lan! hemi de günler ve dahii haftalar boyunca(ama iyi geliyor valla gerilen sinirlerime, acayipte fikirler uçuşuyor beynimde ve bir çoğu hayat buluyor reelde.)

- Etrafımda, saygı duyan insanların olması hoş bir şey tabii ama daha önemlisi ne biliyormusunuz? benim saygı duyduğum insanların sayısının artması. (insan, sözünü dinleyen insanların olmasını istiyor ama belki de sözünü dinleyeceği insanların olması daha mutluluk verici, daha özel, daha zenginleştirici...)

- Yav bu kadınlar neden bu kadar tehlikeli varlıklar? abi, default olarak potansiyel bir tehlike taşıyorlar yav, bazıları ise (yani hemen hemen hepsi) bu tehlikeli olmak konusunda uzman. Bakın tehlikeli kadınlar, uyarmadı demeyin, ateş olsanız cürmünüz kadar yer yakarsınız ama dikkat edin yakayım derken yanmayın, fena yakarım :))

- Sabah sporunu herkese tavsiye ederim. Öyle uzun boylu değil, mesala eklemlerinizi(el, omuz, boyun, ayak, kalça ve bel) çalıştırın iki dakka, sonra bi iki şınav(20 olabilir) bi iki de mekik(20 dedikya) aha da bittiiii. İyi geliyor, yapın.

- Oğlum, varyaaa sinamaya gitmiyosanızzz, çok şey kaçırıyosunuz, gidin. Ortanın ortasından (enlem ve boylam olaraktan) bi yer isteyin(tabiiki görevli sizi dinleyecek ama kendince yorumlayacaktır bu durumu, eğer ekranda siz de görüyorsanız durum başka tabii) ortanın ortasından bi yer istedinizmi iyi. Şimdi yarım saat fragman ve reklam izleyin film başlayacak birazdan.(şerefsizler, hem 14 lira paramı alıyorlar hemde tam yarım saat reklam izlettiler, bi daha n*h giderim o avm deki o sinamaya)

- Abi, güzel yemek yemenin ucuz bi yolu yok mu yav, her gün yemekle beraber kazık yemekten bıktımda.

- Haaa metrobüs varya, kulaklıkla süper oluyo. E tabii kulaklık bi cihaza bağlı olmalı, mesala bi radyoya, radyo bir müzik çalmalı mesala türkü, olmadı yabancı pop da olur.

- Yav nezlenin grib'in bulaşıcı olduğunu bilirdim de, öksürük te mi bulaşıcı olurmuş, hadi oldu diyelim iki haftadır geçememsine ne diyeceğiz(nargileyimi bıraksam acaba, mesala bi gün içmesem)

-Ohhoooo sizde yazdıkça okuyosunuz hadi şimdilik bu kadar.

15 Kasım 2011 Salı

Başarı Nedir?

Sınıf birincisi olmak mı?
Kolej kazanmak mı?
Üniversiteyi kazanmak mı?
Üniversiteyi dereceye girerek kazanmak mı?
Üniversiteyi bitirmek mi?
Docent hatta profesör olmak mı?
İşini iyi yapan hatta "iyi" kazanan bir profesyonel olmak mı?
Kendi işini kurmak mı?
Çok para kazanmak mı?
Çocuk büyütmek mi?
Çocuklarının "başarılı olmaları için" didinmek mi?
Milletvekili, bakan hatta başbakan, cumhurbaşkanı olmak mı?
Kitap yazmak mı?
İyi saz yada söz söyleyebilmek mi?
.
.
.
Evet haklsınız, bu liste uzaar gideer.
Burda saydıklarım sizi bilmem ama beni sadece kısa bir süreliğine mutlu eder. Belki burda yazılanların bir kısmını başarabilmek, toplum tarafından başarılı olarak etiketlenilmeye de yarayabilir.

Bence "gerçek başarı" çok başka bir şey. Nedense, "hayat siz plan yaparken başınıza gelendir" cümlesi geliyor aklıma.

Başarı, amaç, hedef, yıldızlar, amaç uğruna yaşamak, başkalarını mutlu etmek için yaşamak...

BAŞARILI OLMAK.

Yaşa göre hedefi değişen ve değişen hedefi yakalayabilenlerin sahip olduğu PAYE.
Boş paye, içi kof paye, çuval yarışında birinci olsan n'olur olmasan n'olur.

1
2
3
TIP.

1 Kasım 2011 Salı

Sayıların dili

35+350 = 36-15

Bu denklem seneye bugün;

36+350 = 37-15 olacak

woooaaawwww süpermiş...

2011'in benim için harika bir yıl olmasından daha önemli olan ne biliyormusunuz?
Muhtemelen,
"2012'nin provası" olması... :)

8 Ekim 2011 Cumartesi

Kadına Şiddet!

Ağzı kulaklarına varıyor herifçioğlunun; Beeeennn yaaayınnnnladıııımmmmm! çünkü kadına şiddete dikkat çekmek için bunu yapmak zorundaydım! vaaayyy beeee...

Benim anladığım; "kadına arkadan saplanmış bıçak resmini, hemi de büyük boy basarsak manşetten accayip ses getirtir, parayla pulla sağlayamayacağımız reklamın, kralını yapmış oluruz. Bi taşla iki kuş ne kelime, tam beş kuş vururuz;
1)Tepki verenler dahi reklamımızı yapar.
2)Hem kadınlardan hem erkeklerden afferim alırız.
3)Gazateleri denetleyen kurumdan(vardır heralde öyle bir kurum) ceza alsak bile öderiz cezayı, cezayı öderken bile haklı oluruz puan kazanırız.
4) Sağcısı, solcusu, cıcısı, cucusu, kılı, tüyü hepsinin takdirini alırız, her zımbıttırıkta gündem oluruz, hepsinin adamı oluruz.
5) Böyle bir gazateciliğin en azından kendimiz için önünü açmış oluruz, bir kere yaptık artık, o yoldan defalarca gider geliriz, her gidip gelişimizde burdaki(arkadan bıçaklanmış kadın resmi) haklılığımızdan aldığımız güçle eleştirileri berteraf ederiz."

Geçenlerde iki eski arkadaşım(!) yumruk yumruğa kavga etmiş, bi başka arkadaşımıza haksızlık ettiğini söyleyerek biri diğerine, kavgayı başlatmış. Ama ben ikisini de tanıyorum, ne biri başka birinin hakkını korumak için kavga eder, ne de diğeri birileri dedi diye haksızlık etmekten geri durar. Şimdi ortada bir haksızlık var doğru. Biri öbürüne niye lan arkadaşımıza haksızlık ettin diyerek & stop stop stop, burda durun di-ye-rek. Haklı bir yere dayanıp oradan saldırıyor, dışarıdan bakan birisi vaayyyy beee ne erdemli bir davranış der, demezse adamdan şüphe edilir. Ama kazın ayağı öyle mi? değil tabii ki. Zaten hıncı olduğu birine diğeri, her kesin hak vereceği bir yerden saldırıyor mevzu bu.
Hakkı yenen arkadaşa, yani kendisi için kavga edilen arkadaşa aynen burda yazdıklarımı söyledim, önce hoşuna gitmedi. Senin olaylara bakışın hep bi tuhaf zaten dedi ve peşinden, en içten bakışlarla "doğru diyosun aynen dediğin gibi" dedi.

Arkadaşlar yaptığınız şark kurnazlığının ince bir versiyonudur. Ne senin derdin kadına şiddete dikkat çekmek, ne de senin derdin o arkadaşımızın hakkını korumak

Kadına şiddet mevzusu hakkında benim düşüncem; Sebepsiz(sebepli de ne yapacağımı da yazacam az sabır) yere bir kadına zarar vermem, vereni de adamdan saymam. Cocuğa şiddete de karşıyım hem de kadına şiddete olduğumdan daha çok. Çünkü çocuk savunamaz kendini, kadın en nihayetinde yetişkindir ve özgür iradesi vardır. Ha bu arada çocuğa şiddet en çok anneler tarafından uygulanıyor gibi geliyor bana. Ben mobinge de karşıyım işyeri terörü, yaw ben haksızlığın hepsine toptan karşıyım var mı daha ötesi; kadının çocuğa, erkeğin kadına, patronun işçiye, amirin memura...
Gelelim sebepli kısmına, mesala aldatılıyorum bir başka erkekle ve bunu öğrendim(uç bir örnek vereyimki mevzu netleşsin en berrağından) diyelim. E çok basit, bırakırım. Gitsin istediği ile istediği haltı yesin, hayat ona gereken cezayı verir nası olsa, vermese nolur, umurumda olmaz, önüme bakarım. Tabi öncelikle Allah kimsenin başına vermesin, yazıldığı kadar kolay olmaz bu süreci atlatmak.

Arkadaşlar eyy okuyucular :) "meselenin iç yüzü" denen mevzu dış yüzünden çok daha önemlidir, insanların dediklerinden ziyade ne demek istedikleri önemlidir, dikkat edin, kurda kuşa yem etmeyin kendinizi. Hadi bakiyim kalın sağlıcakla :))

5 Ekim 2011 Çarşamba

Bazen

Hayat bazen, her tuttuğun dalın eline gelmesidir, ve belki de daha kötüsü; bunun nerede duracağını bilememektir, kestirememektir.

Ama bazen de; tereyağından kıl çeker gibidir. Ve belki de bir tüyü üflemek gibidir.

Esas mesele ise; hayatın iniş ve çıkışlarını yaşarken "adelet" ile hükmedebilmektir.

13 Eylül 2011 Salı

ooooollllmaaazzzzz!

Rakı'ya su katılınca beyazlaşır arkadaş, hem su katayım hem beyazlaşmasın dersen oooollllmmmaaaazzzz! beyazlaşır.

Seviş benimle ama iş ilişkimiz aynen devam etsin dersen oooollllmaaaazzzzz! değişir.

Bazı olabilecek şeylere ise, kişinin kendisi olmaz dediyse bir kere, olacağı varsa da oooolllllmaazzzzz! Zehirli cümleler kurmamalı.

Bazen de, cümle alemin olmaz dediği şeye olur diyen adamların dediği olur, örnek bakınız; Galileo, Fatih Sultan Mehmet.

Diyen kaçtı.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Aaa laaa luuu naaaa

Hatırlayanınız var mı bilmiyorum. Gözünüzde canlandırın; bi mutfak, afacan bi çocuk 8-10 yaşlarında, ablası ve arkadaşı 18 yaşlarında var yoklar. Yanılmıyorsam kızlar, çocuktan margarini istiyorlar, o da yalvartırcasına aaaa laaaaa luuu naaaa diye margarinin ismini söylemelerini istiyor. Çocuk, beğenmediği her seferin sonunda olmadı bi daha diyor :).
(bunca zaman aklımda kaldığına göre reklam başarılıymış bu arada anti parantez yaaani)

Elbette kimse kimseyi taşımak zorunda değil, ve elbette kimse her hangi bir şeye mecbur değil, değil değil mi? değil, değil :)

Lakin hayat, çoğu zaman olmadı bi daha demiyor, sadece, olmadı, hadi eyvallah diyebiliyor...

(Ramazan, aç kalmanın çooook ötesinde bişeymiş diye düşünen hayatVEtavla)

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Seçmek ya da seçmemek, işte bütün mesele bu

Hayat bir de; seçimlerimizin cefasını çekmek ya da sefasını sürmektir...

Birini sevmemeyi seçmek, süper bi seçim.

Birine kızmamayı seçmek, harkulade.

Gözlerinin içine bakan çocuğu görmezden gelmemeyi seçip, başını okşamak ve gülümsemesiyle tazelenmek, müthiş.
.
.
.
sibel'inde dediği gibi, hayat seçimlerden ibarettir çoğu zaman.

26 Temmuz 2011 Salı

Di-lek

Bi yeteneğim vardır elbette benim de ama denizdeki balığın suyun farkına varmayışı gibi ben de pek farkında değilim. Aklıma bazı şeyler geliyor ama benim için o kadar normaller ki buraya yazmaya dahi gerek görmüyorum.

Mesala Nazım Hikmet için yazmak sıradan bi meşgaleymiştir heralde ya da zorlanmadan kendini ifade edebildiği, kendini özgür ve hâkim(mevzuya) hissettiği bir zaman dilimi imiştir heralde.
Nazım için söylediklerimi Aşık Veysel Şatıroğlu için de söyleyebilirim( bu arada Nazım'ın soyadı Ran :) ). Elbette bunlar gibi çok var, içeriden ve dışarıdan.
Edison,
Leonarda Da Vinci,
İbni Sina,
Mimar Sinan,
Kanuni ( :) Kanuni'nin yeteneği Olsa olsa "yönetmek" üzerinedir, herifin sıfatı adının bir parçası olmuş baksanıza. Umarım, adeletle hükmetmiştir)
.
.
.

Bu liste çook uzar.
Sadede geleyim.
Bir dilek dileyecek olsam; Sazı eline aldığında, suyla bütünleşen yüzcücüler gibi bütünleşenler vardırya(burda yazmıştım) Un'a karışan suyun, hamur olurken kaybolması gibi,
duygularını kelimelere dökerken,
bizi başka bir diyara(âleme) götüren
kalem sahipleri vardırya,
hah işte onların yeteneği ile yeteneklenmek isterdim.

Saygılar. (Tabiiki ustalara) :))

17 Temmuz 2011 Pazar

Çatı Katı

Hani hep erkekler'in aldatması ile ilgilenirizya,
kadınlarını bir başka kadınla aldatmalarından bahsediyoruz değil mi?
pekiii bu "başka kadınlar" kocası olan(evli) kadınlardan biri olamaz mı?
Bence,
pekala oluuur.

Tamam tamam lafı gevelemeye gerek yok. Başka karılarla(bilerek bu tabiri kullanıyorum) kadınlarını aldatan erkekler bilsinler ki, kadınlar aldatıldıklarını çok çabuk anlarlar ve anladıkları andan itibaren intikam peşinde koşarlar ve intikamlarını alırkende muhtemelen erkeklerden daha az vicdan azabı çekerler.

Ballandıra ballandıra başka karılarla kendi kadınlarını aldatan erkekleri dinlerken hep aklımdan geçer ama bir türlü soramam :) Lan hıyar, ya senin karında seni aldatıyorsa ve senin ruhun duymuyorsa(bu konuda kadınlar daha başarılıdır) ve hatta senin zannettiğin çocuk(yada çocuklar) senin değilse (amerikada başkasının çocuğunu kendi çocuğu zanneden erkeklerin oranı 6 yıl önce %24 idi(imiş)) gene de yediğin haltları ballandıra ballandıra anlatırmıydın? (halt yermiydin ki, yiyebilirmiydin ki)

Geçen gün eski hızlılardan! birine soruyorum;
- hiç evli kadınlarla yattınmı?
- genelde dul ya da evlileri tercih ederdim zaten.
- peki başkasının kadını ile beraber olurken hiç rahatsızlık duymuyormuydun?
- yoo, benimle yapmasa başkasıyla yapacak zaten diye düşünüyordum.

Adam(insan) olun adam. Ezik egonuzu, karınızı/kocanızı(aslında kendinizi) aldatarak kurtaramazsınız.

Güya, "çatı katı" filmini anlatacaktım, kurmuştum da aslında kafamda algoritmasını, belki daha sonra yazarım.